İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Erzurum’da yaptığı açıklamada Kürt meselesi ve bölgesel barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yıldırım, “PKK bile İsrail’in gerçek yüzünü gördü” derken, köylere Kürtçe isimlerin yeniden verilmesini ve 2027’nin Ahmedi Hani Yılı ilan edilmesini önerdi.
Pusula gazetesi’nden Manolya Bulut’un haberine göre, İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Erzurum’da düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin bölgesel gelişmelerden Filistin meselesine, Kürt meselesinden İslam dünyasındaki birlik arayışlarına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Yıldırım, Türkiye’nin öncülüğünde bölgede oluşacak Türk, Kürt ve Arap birlikteliğinin İsrail’in bölgedeki planlarını bozacağını savunurken, sürecin şeffaf ilerlemesi ve halkın sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
Yıldırım, konuşmasının başında Türkiye’nin son dönemde yaşadığı gelişmelerin Filistin meselesinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Filistin, Türkiye’nin ayrılmaz bir parçasıdır. Filistin Türkiye’dir, Türkiye Filistin’dir” dedi. Suriye, Suudi Arabistan, Pakistan ve İran başta olmak üzere bölgedeki gelişmelere de değinen Yıldırım, İslam dünyasında yeni bir uyanış yaşandığını ifade etti.
“İslam dünyası artık ayağa kalkıyor” diyen Yıldırım, bu sürecin din ve mezhep üzerinden değil, insan merkezli okunması gerektiğini dile getirdi. Yıldırım, “İslam dünyası ayağa kalkarken de asla bir din ve mezhep bakış açısıyla değil, insan bakış açısıyla hareket ediyor. Bu ayağa kalkış sürecini tamamlıyor ve tamamlayacaktır inşallah” ifadelerini kullandı.
“Üç fay hattında kavga çıkarılmak istendi”
Bölgede İslam dünyasının üç temel fay hattı üzerinden çatışmaya sürüklenmeye çalışıldığını savunan Yıldırım, bunları Şii-Sünni, Selefi-Sufi ve etnik çatışma olarak sıraladı.
Yıldırım, “İslam dünyası üç fay hattında kavgaya sürüklenmek istendi. Birincisi Şii-Sünni savaşı. Suriye’de kısmen bu gerçekleşti ama şükürler olsun artık durdu. İkincisi Selefi-Sufi savaşı. Bu konuda çok ciddi mezhep ve meşrep kavgasını körüklemek istediler. Burada da İslam dünyasının bütün devletleri, cemaatleri, grupları ve fertleri uyanık davrandı. Üçüncüsü de etnik savaş. Bu etnik savaş aslında en önemlisi” dedi.

Etnik ayrışmanın tarih boyunca fitne ve çatışmaların önemli zeminlerinden biri olduğunu söyleyen Yıldırım, son dönemde yürütülen kardeşlik ve demokrasi çalışmalarının bölgenin geleceği açısından kritik olduğunu belirtti.
“Kürt, Türk ve Arap birlikteliği bütün oyunları bozar”
Yıldırım, bölgenin geleceği açısından Türk, Kürt ve Arapların birlikteliğinin belirleyici olacağını ifade etti. “Bölgede şunu çok iyi biliyoruz ki; Kürt, Türk ve Arap birlikteliği bölgedeki bütün oyunları bozar. Bunun için bütün bu etnik yapıların birbiriyle barışması gerekiyordu” diyen Yıldırım, İHH olarak yaklaşık 40 yıldır bu konuda çalışma yürüttüklerini söyledi.
Necmettin Erbakan döneminde hazırladıkları raporlara değinen Yıldırım, 1993 yılında “Kürt meselesi ayrıdır, Güneydoğu meselesi ayrıdır” yaklaşımının ortaya konulduğunu belirtti. Kürt ve Türklerin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğinin vurgulandığını ifade eden Yıldırım, İHH’nın hazırladığı raporların sonraki yıllarda çözüm sürecine de etkide bulunduğunu savundu.
“Ezber Bozan Rapor”un 2007 yılında gündeme geldiğini hatırlatan Yıldırım, Kürt diasporasının bulunduğu farklı ülkelerde de çalışmalar yürüttüklerini anlattı. Suriye, Irak, Kafkasya, Rusya, Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde çeşitli temaslar gerçekleştirdiklerini belirten Yıldırım, İHH bünyesinde Kürtçe yayın yapan bir site kurduklarını da söyledi.
Yıldırım, devam eden süreçte İHH’nın Meclis tarafından iki kez dinlendiğini ve dört kez hazırladığı raporların dikkate alındığını belirterek, alınan kararların sekiz maddesinde hazırladıkları raporların yansımaları bulunduğunu ileri sürdü.
“Bu sürecin tamamlanması lazım”
Bölgede yaşanan gelişmeler karşısında yürütülen sürecin tamamlanması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, İsrail’in bölgeyi çatışma alanına çevirmek istediğini savundu.

Yıldırım, “Şimdi bu sürecin tamamlanması lazım. İsrail, emperyalistlerle beraber bölgeyi kan gölüne çevirmek istiyor” dedi.
Mekke İttifakı olarak nitelendirdiği bölgesel iş birliğinin önemine dikkat çeken Yıldırım, bu yapının zaman içerisinde Suriye ve İran’ın da dahil olduğu daha geniş bir ittifaka dönüşmesini umduğunu söyledi. Yıldırım, söz konusu süreci D-8 projesinin başlangıcı olarak gördüğünü ifade etti.
“Kürt meselesi belli bir noktaya geldi”
İsrail’in bölgede farklı toplumsal meseleleri kullandığını savunan Yıldırım, “İsrail’in bölgede en çok kullanmaya çalıştığı Kürt meselesiydi. İkincisi Alevi meselesiydi, üçüncüsü Ermeni meselesiydi. Bu ülke bu üç konuyu da çözmeye karar verdi ve bir irade ortaya koydu” diye konuştu.
Yıldırım, özellikle silahların bırakılması ve bölgesel barışın tesis edilmesinin önemine işaret ederek, Türkiye’nin yanı sıra Suriye, Irak ve İran’ın da dahil olduğu daha geniş bir bölgesel uzlaşının gerekli olduğunu söyledi.
“Kürtlerin Kürt, Türk ve Arap ittifakına katılması demek, ayrıca zamanla Fars ittifakı da bunun içerisine girecektir Allah’ın izniyle. Göreceksiniz bir blok oluşacak. Bu blok, Filistin’in özgürlüğünü savunacak bir blok olacak” diyen Yıldırım, bölgesel ittifakın desteklenmesi çağrısında bulundu.
“Hakemliği halka bırakmak gerekiyor”
Sürecin başarıya ulaşması için şeffaflık ve toplum desteğinin gerekli olduğunu belirten Yıldırım, hükümetin attığı adımların toplum tarafından sahiplenilmesi gerektiğini söyledi.

Yıldırım, “Süreçlerin çok açık ve şeffaf ilerlemesi gerekiyor. Süreçlere bir zaman periyodu takdir edilmesi gerekiyor ki geç kalınırsa başka eller yine harekete geçebilir; içeriden ve dışarıdan. Bunun için hakemliği halka bırakmak gerekiyor” dedi.
Halkın süreç hakkında doğru bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım, sürecin uygulanıp uygulanmadığının toplum tarafından takip edilmesini istedi.
Çatışmalarda hayatını kaybedenlerin ailelerine de dikkat çeken Yıldırım, şehit yakınları ile çatışmalarda yakınlarını kaybeden ailelerin bir araya gelerek yeni bir toplumsal barış zemini oluşturabileceğini savundu.
“2027, Ahmed-i Hani yılı ilan edilsin”
Yıldırım, konuşmasında dikkat çeken bir başka önerisini de açıkladı. 2027 yılının Ahmedi Hani yılı ilan edilmesini isteyen Yıldırım, “Ahmedi Hani çok önemli bir ilim adamımızdır, çok önemli bir düşünürümüzdür, Kürt kökenlidir” dedi.
Mevlana ve Yunus Emre’nin farklı kesimler tarafından sahiplenildiğini hatırlatan Yıldırım, Ahmedi Hani’nin de Türkiye’nin bütün toplum kesimleri tarafından tanınması gerektiğini söyledi.
Yıldırım ayrıca, köy isimlerinin yeniden Kürtçe olarak kullanılmasına ilişkin önerisini gündeme taşıdı. “Kürtçe isimlerin tekrar verilmesi köylere” diyen Yıldırım, kimlik ve dil meselesinin yeni Anayasa çalışmaları kapsamında ele alınması gerektiğini ifade etti.
“İdris-i Bitlisi adı yeniden verilmeli”

İstanbul Eyüpsultan’daki Pierre Loti Tepesi’nin adının değiştirilmesini de isteyen Yıldırım, bölgenin tarihî isminin İdris-i Bitlisi olduğunu savundu.
Yıldırım, “Yüzyıllardır İdris-i Bitlisi olarak anılan Eyüpsultan’daki bölgenin ismini Pierre Loti olarak değiştirdiler. Devlet bir an önce o ismi değiştirmeli ve bu sürece de katkıda bulunmalı” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’yi de savaşın içine çekmek isteyebilir”
İsrail’in bölgedeki saldırılarını artırabileceğini öne süren Yıldırım, Suriye, Lübnan ve Irak’ın yanı sıra Türkiye’nin de hedef haline getirilmeye çalışılabileceğini söyledi. “Netanyahu seçimleri kaybedeceğini, kaybetme ihtimalini görüyor. O nedenle bölgeye; Suriye’ye de, Lübnan’a da, Irak’a da saldırabilir. Hatta Türkiye’yi de savaşın içine çekmek isteyebilir” diyen Yıldırım, bu amaçla Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın da kullanılabileceğini ileri sürdü.
Bölgede farklı mezhep ve etnik yapılara sahip topluluklarla doğrudan diyalog kurulması gerektiğini savunan Yıldırım, “İslam dünyasının bütün taraflarıyla masaya oturulmalıdır” dedi.
“Sofrayı paylaşmalıyız”
Yıldırım, bölgedeki farklı inanç ve topluluklarla ortak bir siyasi ve toplumsal zeminin kurulması gerektiğini belirterek, “Bu coğrafya içerisinde İslam ülkeleri bu yapılarla oturup konuşmazsa, emperyalistler gelir, konuşur ve kanı bizim topraklarımıza bırakır” diye konuştu.
İslam dünyasının ortak bir akıl geliştirmesi gerektiğini belirten Yıldırım, “Formülümüz: İslam coğrafyasının içindeki bütün taraflarla masaya oturmalıyız ve sofrayı da paylaşmalıyız” ifadelerini kullandı.

“PKK bile İsrail’in gerçek yüzünü gördü”
Konuşmasının ilerleyen bölümünde dikkat çeken bir değerlendirme yapan Yıldırım, Filistin meselesi üzerinden bölgedeki gelişmelere ilişkin, “Çok şükür PKK dahi İsrail’in gerçek yüzünü anlamıştır. Onlara güvenilmeyeceğini anlamıştır. Şu anda da bu barış sürecinde herkes üzerine düşeni yapıyor” dedi.
Yıldırım, Türkiye’de yürütülen kardeşlik sürecinin tamamlanmasının İsrail karşısında daha güçlü bir bölgesel pozisyon sağlayacağını savundu.
“Üçüncü sumud hadisesi olacak”
İHH’nın önümüzdeki günlerde yeni bir gemi organizasyonu gerçekleştireceğini de duyuran Yıldırım, Sumud girişimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İlk Sumud organizasyonunun ateşkese katkı sunduğunu, ikinci girişimin ise Avrupa’da İsrail’e yönelik yaklaşımın değişmesinde etkili olduğunu savunan Yıldırım, üçüncü Sumud organizasyonunun da İsrail’i uluslararası alanda daha fazla yalnızlaştırmayı amaçladığını söyledi.
Yıldırım, “Şimdi üçüncü Sumud hadisesi olacak. İsrail bölgeyi kan gölüne çevirmek istiyor; Avrupa, Amerika ve dünya halklarını İsrail’in karşısına dikeceğiz ve İsrail’i yalnızlaştıracağız” dedi.
İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Türkiye’nin içinde ve bölgede yürütülen barış ve kardeşlik çalışmalarının desteklenmesi çağrısı yaparak, bölge halklarının ortak bir irade etrafında buluşmasının Filistin’in özgürlüğü açısından da önemli bir adım olacağını savundu.



